Geçtiğimiz Ramazan bayramında bir cruise (gemi seyahati) tatiline son dakikada dahil olurken, ne duraklar, ne de gemi seyahati kavramı hakkında bir bilgim yoktu…Görmediğim yerleri gezme fırsatını daha önce hiç deneyim edinmediğim bir yöntemle- deniz yolu ile- yakalamıştım.Genelde herkes gibi, ziyaret planladığım yerler hakkında bir ön araştırma yapar, olmazsa olmaz görülecek yerleri belirler sonra başlarım gezime…Ama en başında da belirttiğim gibi son dakika da iptal olan başka bir program ve dahil olunan bir gemi seyahati.. ne yaptım: akışına bıraktım, rehbere güvendim ve keyfini çıkardım…
Yazımda ziyaret ettiğim birbirinden harika duraklardan bahsetmenin yanında biraz da gemi seyahati, denizde geçirilen uzun saatlerden bahsetmeye çalışacağım…
İlk gün check-in işlemini yaptırdıktan sonra kabinime kadar bir görevli tarafından eşlik edilerek götürüldüm. Benim kabinim Venus-Deck’te yani 1. kattaydı, geminin kabinlerinin denize en yakın olduğu kat da diyebiliriz ki kesinlikle benim adıma doğru seçim yapılmıştı. Geminin yuvarlak pencerelerinden dışarı baktığımda yarım metre altımda denizi görebiliyordum (pencereler açılabilse mantıksız ama harika olurmuş J). Gemi seyahatlerini çok büyük 10-15 katlı, gazinoları, havuzları olan denizde misiniz , karada bir otelde misiniz farkını ayırt edemeyeceğiniz türde gemilerle de yapabiliyorsunuz, ama benim şansıma bizim gemimiz 6-7 katlı orta büyüklükte bir gemiydi. Bu sayede güvertede denize çok daha yakın olabiliyor ve size cömertçe sunduğu rengine, sesine, kokusuna doymaya çalışıyorsunuz. Ama tabii ki bu yakınlık bile duraklara yakınlaşırken gördüğüm yelkenlileri kıskanmama engel olmadı. Kuşadasından gemiye binip de ilk yelkenlileri görmeye başladığım bölge Samos boğazından geçip Patmos adasına yakınlaştığımız sulardı.

İlk durağımız Patmos adındaki minik Yunan adasıydı. Bazen alışık olduğumuzdan farklı olarak küçük şeyler etkiler bizi, küçük, dar, sade sokakları; hayatlarla bağdaştırırız ve büyüleniriz, kimi zaman da quantum mekaniği gibi büyük, kavranması zor şeyler etkisi altına alıverir bizi. Patmos ve daha sonra bahsedeceğim diğer yunan adalarında beni etkileyen, daracık tertemiz sokaklar, sade olduğunu zannettiğim hayatlardı … Bembeyaz duvarlar, gri mavi kapılar, etrafa yayılmış biblolar, beyaz üzerine mavi ile işlenmiş kanaviçeler…Kim kanaviçe işliyordur acaba artık? Patmos minicik bir cennet. Ada muhakkak motor veya atv kiralayarak dolaşılmalı… zaten ada çevresini hiç durmazsanız en fazla 1 saatte turlayabilirsiniz o yüzden görülesi herhangi bir yerini kaçırma ihtimaliniz pek yok ama güzel plajlarının büyüsüne kapılıp da St John Manastırı, mağarası ve çevresini gezmeme hatasına düşmeyin sakın…

Gemi Turlarında duraklarınızdan genelde aksam 7-8 gibi ayrılıyorsunuz odanıza yarım saatliğine çekildikten sonra yemek vakti geliyor, denizin ortasında bir gemide olması çok doğal olduğu gibi yer kısıtından size verilen saatler arasında restoranınızda yemeğinizi yemeniz gerekiyor, yoksa aç kalırsınız. Biz bir yunan gemisindeydik ve bence yemekler fena değildi…Salatasından tatlısına kadar bir sürü seçeneğimiz vardı ve garson hiç şaşırmadan ne istediysem onları servis ediyordu. Tüm gemi çalışanları iyi eğitilmiş ve güler yüzlüydü. Tahmin edebileceğiniz gibi gemi personelinin yüzde doksanı uzak doğu kökenliydi…Bir yandan aklımdan denizde seyahat, özgürlük kavramları hiç çıkmazken, bir yandan ucuz işçi kaynağı olarak görülen ülkelerin insanları ile farklı statülerde seyahat ediyorum…Yani dünya düzeninin hiçbir yerde peşimi bırakmayacağını düşünüyorum…
Read More »
Total seen 108, Today0